Kızılırmak Mah. Ufuk Üniversitesi Cad. No:7/26 (Silver Residence) Çukurambar/Çankaya /ANKARA
tr

TİCARİ DAVALAR; MUTLAK TİCARİ DAVALAR, NİSPİ TİCARİ DAVALAR VE YALNIZCA BİR TİCARİ İŞLETMEYLE İLGİLİ OLMASINA RAĞMEN TİCARİ NİTELİKTE KABUL EDİLEN DAVALAR OLMAK ÜZERE ÜÇ GRUBA AYRILIR

•        Ticari davalar; mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır

8. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararma karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

9. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 28.04.2016 tarihli ve 2016/4927 E., 2016/5810 K. sayılı kararı ile;

“…6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olması ve ticari işletmeleriyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan Kanun maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olması gereklidir.

Dosya içeriğinden; davanın, taraflar arasındaki ticari ilişki neticesinde yapılan haciz işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın da tarafların ticari işletmesinden kaynaklanmasından dolayı yukarıdaki kanun hükmü gereği bu davaların görülme yeri Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Şu halde, mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş; hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. ”

Gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

10. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.12.2016 tarihli ve 2016/734 E., 2016/722 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; haksız haciz iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemli eldeki davada, asliye ticaret mahkemesinin mi yoksa asliye hukuk mahkemesinin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

13. Görev ile ilgili yasal düzenlemeler:

14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK):

“Görevin belirlenmesi ve niteliği ” başlıklı 1. maddesi;

“Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu diizenindendir. ”

“Asliye hukuk mahkemelerinin görevi ” başlıklı 2. maddesi;

“(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin

davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.

(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. ”

Hükümlerini içermektedir.

15. Aynı Kanun’un “Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev” başlıklı 3. maddesi Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarihli ve 2011/35 E., 2012/23 K. sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

16. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK):

“Ticari işler ” başlıklı 3. madde;

“Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. ”

4. maddesinin birinci fıkrası;

“(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K./l.md.) ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;

a) Bu Kanunda,

b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkmdaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,

c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde,

d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,

e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,

f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, fınansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde,

öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K/l.md.) ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır. “

“Ticari davalar ve çekişmesiz yargı türlerinin görüleceği mahkemeler” başlıklı 5. maddesi ise;

“(1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari (Değişik ibare: 26/06/2012-6335 S.K/2.md.) davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.

(2) Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4 üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir.

(3) (Değişik fıkra:26/06/2012-6335 S.K./2.md.) Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.

(4) (Değişik fıkra:26/06/2012-6335 S.K./2.md.) Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması, görevsizlik kararı

verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam eder.”

Hükümlerini içermektedir.

17. Ticari davalar; mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.

18. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra ve İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.

19. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.

20. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür.

21. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile değişik TTK’nın;

5. maddesinin 1. fıkrası;

“Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. ”

5. maddesinin 3. fıkrası;

“Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.”

Şeklinde düzenlenmiştir.

22. Görüldüğü üzere, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hâlinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK’nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca resen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK’nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.

23. Bir hukuki işlemin veya fiilin TTK ’nın kapsamında kaldığının kabul edilebilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlarla, bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukuki işlemin veya fiilin olması gerekmektedir.

24. Tüm bu açıklamalar ve ortaya konulan yasal düzenlemeler karşısında somut olay incelendiğinde; davalı şirketin dava dışı Rotamat Basım Yayın Ltd. Şti. hakkında Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesinden ihtiyati haciz kararı aldığı ve alınan kararla ilgili olarak Bursa 2. İcra Müdürlüğünün 2012/14219 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlattığı, ihtiyati haciz kararma istinaden Ankara 18. İcra Müdürlüğünün 2012/458 Tal. sayılı dosyası ile davacı şirketin adresinde haciz ve muhafaza işlemi yapıldığı, davacı şirketin de haciz ve muhafaza işlemi sebebiyle ciddi anlamda itibar ve iş kaybına uğradıkları, muhafaza nedeniyle yediemin ücreti ödedikleri, makinelerin tümü muhafaza altına alındığından belirli bir süre faaliyette bulunamadıkları iddiasıyla davalı şirketten maddi ve manevi tazminat isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.

25. Somut uyuşmazlıkta, her iki taraf da tacirdir ve dava her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgilidir. Yukarıda da belirtildiği üzere 6102 sayılı TTK’nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları nispi ticari dava sayılacağından eldeki davaya bakmakla görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi değil 6102 sayılı TTK’nın 4/1. maddesi gereğince asliye ticaret mahkemesidir.

26. Ayrıca; yerel mahkemenin direnmeye ilişkin gerekçeli kararında direnildiği belirtilen bozma ilamının “Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 28.04.2016 tarihli ve 2016/4927 E., 2016/5810 K.” sayılı ilamı olması gerekirken, sehven “Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 17/11/2015 tarih, 2015/14495 esas, 2015/11312 karar” yazılmış olmasının maddi hata teşkil ettiği değerlendirilmiş ve bu husus işin esasına etkili görülmemiştir.

27. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararma uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,… 30.06.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

HGK., E. 2019/231 K. 2020/487 T. 30.6.2020

·        Ticari davalar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde tanımlanmıştır

·        Görev – Kanunu’un 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisidir

·        Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu

·        Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’de ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu

·        ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı

Bilindiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanunu’un 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan yasal düzenlemeler karşısında, Asliye Ticaret Mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye Ticaret Mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’de ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur.

Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise, tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler.

Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği açıktır.

Yukarıda değinilen hususlar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; eldeki davada istenen ecrimisilin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. ve 995. maddeleri ve 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı YİBK’nda kabul edildiği gibi haksız fiil benzeri olupüstün bir hakka dayanmadan başkasının taşınmazını işgal eden, böylece haksız kazanç sağlayan tarafın iade etmekle yükümlü bulunduğu bir tazminat türü olduğu; her ne kadar taraflar tacir ve çekişme konusu taşınmaz üzerinde ticari faaliyet yapıyor ya da yapacak olsalar dahi, uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesiyle ilgisinin bulunmadığı, esasen dava dilekçesinde de bu yönde bir iddiaya yer verilmediği, davanın bu özelliği itibariyle mutlak ve nispi ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği ve TTK hükümlerinin veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir ticari bir uyuşmazlıktan söz edilemeyeceği, uyuşmazlığın çözümünün genel mahkemelerin görev kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda esas görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olmayıp Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca davalılardan …. Tic. A.Ş vekilinin kira ilişkisi savunmasınında görevli Asliye Hukuk Mahkemesince değerlendirilmesi gerekmektedir.

Hâl böyle olunca; Mahkemece, (benzer gerekçe ile) Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu belirtilerek davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir…. 30.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.  8. HD., E. 2020/1322 K. 2020/4253 T. 30.6.2020

 

  • Ticari dava – arabuluculuk – dava şartı – konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na eklenen 5/A maddesindeki “(1) Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.”düzenlemesine göre; davacının alacak talebinin, Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre mutlak ticari davalardan olduğu, mutlak ticari alacak talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu ve davacının arabulucuya başvurmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince. ilk derece mahkemesince ticari davada arabulucuk dava şartının aranmasının hukuka uygun olduğu, dosyada davacının dava açmadan önce arabuluculuk başvurusu yapmadığını ilk derece mahkemesinin ihtarı üzerine 24/01/2019 tarihli dilekçe ile beyan ettiği, ilk derece mahkemesinin davanın dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddi yönündeki kararında isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, 04/03/2020 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

1-Dava, 667 sayılı KHK kapsamında OHAL nedeniyle kapatılan ve mal varlığı Hazine’ye devredilen şirkete ait mal varlığının kar payı adı altında davalı ortaklara aktarılmasından doğan alacağın tahsili istemine ilişkindir.

2-Mahkemece, davanın TTK 4/1-b maddesi uyarınca mutlak ticari dava olduğu ve bir miktar alacağın tahsiline ilişkin olduğu, bu nitelikteki davaların ise TTK 5/A maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu, doğrudan mahkemeye başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

3-TTK 5/A maddesi uyarınca, “Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır”. Keza, 4/1-b maddesi uyarınca bir davanın mutlak ticari dava olabilmesi için söz konusu ihtilafın 6102 sayılı TTK’da düzenlenen bir ihtilaf olması gerekir. 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 2/2.maddesinde yer alan “kapatılan diğer kurum ve kuruluşlara ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılır” hükmü uyarınca, kapatılan Aziz Eğitim Öğretim Ltd.’nin tüm mal varlığının davacı …’ye devredildiği, dolayısıyla davacının alacağının bir ortaklık ilişkisinden değil kanundan doğan bir alacak olduğu, kapatılan şirketlerin sadece aktiflerine el konulduğu, dolayısıyla ortada bir devirden veya halefiyetten de söz edilemeyeceği, zira ortada bir şirketin de kalmadığı, dolayısıyla somut davaya, şirket ile ortakları veya yöneticisi arasındaki bir dava nazarıyla bakılamayacağı, davanın temel dayanağının sebepsiz zenginleşme

istemine ilişkin olduğu, ortada bir ticari davanın bulunmadığı, bir an için şirketin halen varlığını sürdürüyor olsaydı dahi, TTK’da şirket yöneticileri aleyhine karşı sorumluluk davası açılması modeli var ise de, şirket tarafından ortaklarına karşı açılacak bir dava modelinin TTK’da öngörülmediği, bir ihtilafın bir kısmının zorunlu arabuluculuğa tabi, bir kısmının tabi olmadığı ihtimalinde, arabulucuya başvurma zorunluluğu bulunmaksızın ihtilafın mahkemelerce çözümlenmesi gerektiği, bu nedenle kararın anılan gerekçelerle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünün TTK 5/A maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine dair hükmün onanmasına ilişkin Daire çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

  1. HD., E. 2019/3656 K. 2020/2359 T. 4.3.2020

 

 

 

 

  • ticari nitelikteki genel kredi sözleşmesi
  • ticari dava – ticaret mahkemesi – TTK’nın 4. maddesi gereğince bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava olup, ticari davalarda görevli mahkeme ticaret mahkemesi olduğu

1-Dava, kredi sözleşmesi kapsamında haksız tahsil edilen kesintilerin istirdatı istemine ilişkindir. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin tüketici kredisi sözleşmesi olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davaya konu 29.07.2008 tarihli sözleşmenin ”Genel Kredi Sözleşmesi” adı altında imzalanması ve sözleşme hükümlerinin genel kredi sözleşmesi hükümlerini içermesi göz önüne alındığında, davaya konu sözleşmenin ticari nitelikteki genel kredi sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır. 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesi gereğince bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava olup, ticari davalarda görevli mahkeme ticaret mahkemesi olduğundan, bu durumda mahkemenin ticaret mahkemesi sıfatıyla davayı yürütüp karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış, kararın re’sen bozulması gerekmiştir…. 02/03/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  1. HD., E. 2019/4111 K. 2020/2215 T. 2.3.2020

 

  • Ticari dava – . 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesine göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için
  • ticari davalarda görevli mahkeme
  • görev – ticari dava

1-Dava, davalı Belediye tarafından yapılan ihale sonucunda imzalanan sözleşme gereği davacı tarafından personel destek hizmeti verilmesine rağmen belediye tarafından işçilerin yıllık izin ücretlerinin ödenmeyerek davacının hakedişlerden kesinti yapılması nedeniyle başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesine göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan yasa maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan sayılması gerekir. Kanunun 5. maddesi uyarınca ticari davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olup, dava tarihi itibariyle de Asliye Hukuk Mahkemesi ile Asliye Ticaret Mahkemesi arasındaki ilişki görev ilişkisidir.

Somut uyuşmazlıkta, davalı … Belediye Başkanlığının tacir sayılmadığı ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın yasa kapsamında ticari dava konusunu oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. O halde mahkemece, Asliye Hukuk Mahkemeleri görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esası incelenerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…. 27/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.    13. HD., E. 2017/481 K. 2020/2959 T. 27.2.2020

 

  • Birleşme kararı – ticaret mahkemesi

1-Asıl ve birleşen dava, Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince çalışma gücü kaybı nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun davaların birleştirilmesini düzenleyen 166. maddesinin 1. fıkrasında; “aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar” düzenlemesine; 3. fıkrasında ise “birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerde görüldüğü üzere, aynı yargı çevresindeki mahkemelerde görülmekte olan davaların, ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilmesi kuraldır.

6102 Sayılı (yeni) TTK’nın yürürlük tarihi 01.07.2012’dir. Birleşen Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/66 Esas sayılı dosyası üzerinden açılan dava bakımından dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı kanunun 5/2 bendinde, bir yerde ticaret mahkemesi varsa, Asliye Hukuk Mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.

TTK’nun 1483 vd. maddelerinde, zorunlu sorumluluk sigortaları düzenlenmiştir. Bir hukuki işlemin veya fiilin TTK’nun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde, yukarıda tanımları verilen, bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukuki işlemin veya fiilin olması gerekir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur.

Somut olayda; davacının 12/10/2009 tarihinde, Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/494 Esas sayılı dosyası üzerinden, iş göremezlik tazminatı ve manevi tazminat istemiyle davalılar aleyhine dava açtığı; Dairemizin bozma ilamı sonrasında ise 02.02.2018 tarihinde Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/66 Esas sayılı dosyası üzerinden, davacı vekilinin bakiye iş göremezlik tazminatı istemiyle aynı davalılar aleyhine dava açtığı görülmektedir. Ek dava olarak açılan Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/66 Esas sayılı dosyasında, ilk davanın açıldığı mahkeme olan Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesince birleştirme kararı verilmiş, mahkemece asıl davanın, maddi tazminat yönünden kabulüne, manevi tazminat yönünden kısmen kabulüne, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Yukarıda açıklandığı üzere, mahkemece, asıl dosya bakımından, dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmeye devam edilmesi, birleşen Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/66 Esas sayılı dosyası bakımından davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Türk Ticaret Kanunu uyarınca ticaret mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir….13/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.   17. HD., E. 2018/5749 K. 2020/4752 T. 13.7.2020

 

 

 

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Hizmetlerimiz Hakkında Daha Fazla Bilgi Almak İçin Bizi Arayabilirsiniz:
1
Merhaba...
Size Nasıl Yardımcı Olabiliriz ?